www.ingilizcesitesi.com
THIS WEEK's ..........

Sayın  ziyaretçimiz,  bu sayfaları  size haftalık olarak hazırlıyorum. Amacım 
bir hafta boyunca sizlere  severek okuyacağınız sayfalar sunmaktır.

Bu  sayfalar, gökten düşen yağmur damlaları gibi kelime hazinenizi yavaş,
ama devamlı olarak doldurmaya devam edecektir.

Bu haftadan itibaren aynı  haberi iki ayrı seviyeden yazılmış olarak bulacaksınız.
Bu  sayfalar, sizin  haber  ihtiyacınızı  karşılamak için değil, kelime sayınızı 
düzenli bir şekilde arttırmak, onları güncellemek  ve   daha rahat haber
okumanız için hazırlanıyor.
 
Saygılarımla
Salih Tatar
 
A proverb
No rose without a thorn. :
Dikensiz gül olmaz.
A quatation
God's mill grinds slowly, but surely.:
Tanrının hükmü yavaş, fakat katidir.
John LUcke
 
Attention! :
"to hear" : 'duymak, işitmek, ses almak' anlamına gelir.
"to listen" ise 'dinlemek, işitmek için kulak vermek' anlamına gelir.
 
Betty heard her friends speaking,
but she didn't listen to what they were saying.
Betty arkadaşlarının konuştuğunu duydu ama ne dediklerini dinlemedi.
 
A joke :
Bill : What kind of fish can't swim ?
Jill  : Dead ones !
 
Daily Expressions
You gave me your word of honour. :
Bana şeref sözü verdin.
 
You have saved my life.:
Sen benim hayatımı kurtardın.
 
Idioms
 
a square meal : iyi, hoş bir yemek
After ten hours working at the weekend,
Bob needed a hot bath and a square meal.:
Hafta sonunda on saatlik bir çalışmadan sonra
Bob'un sıcak bir banyoya ve iyi bir yemeğe ihtiyacı vardı.
 
to drop a line to : ....e yazmak
Mary dropped a line to her aunt for her marriage.:
Mary düğünü için teyzesine yazdı.
 
to go halves : paylaşmak
The radio is rather expensive, but my sister went halves with me. :
Radyo oldukça pahalı ama kızkardeşim ödemeyi paylaştı
to cross someone's path : ....ile karşılaşmak
I have crossed Margaret's path only once or twice recently.:
Son zamanlarda Margaret ile bir veya iki defa karşılaştım.
to the backbone  : tamamen, her yönden
John is American to the backbone. :
John her yönden Amerikalı'dır .
 
Phrasal Verbs
 
to run away :  kaçmak, koşarak uzaklaşmak
The children ran away from the castle and went to their village.
Çocuklar şatodan kaçtılar ve köylerine gittiler.
to break in      :  zorla girmek (hırsızlık amacıyla)
to break into :
Thieves broke in Joe's apartment and stole his TV last night.
Hırsızlar dün gece Joe'nun dairesine girmiş ve TV'sini çalmışlar.
 
to eat in   : evde yemek    (akşam yemeğini)
to eatout : dışarıda yemek (akşam yemeğini)
David and Sue ate in last weekend,
but this weekend they are going to eat out.
David and Sue geçen hafta sonu evde yemek yediler,
fakat bu hafta sonu lokantada yiyecekler.
 
to hear from : ...den haber almak
We haven't heard from Tom for ages.
Uzun zamandan beri Tom'dan haber almadık.
to hear of : ...den bilgisi olmak
Have you ever heard of the German writer Geothe.
Alman yazar Geothe hakkında bilgin varmı?.
 
Slangs
till the cows come home :  uzun bir süre
If you are waiting for a taxi here, you'll have to wait till the cows come home.
Eğer, burada taksi bekliyorsan çok beklersin.
not a dog's change :  hiç şansı olmamak
Tom hasn't a dog's change of beating the champion.
Tom'un şampiyonu dövmek için hiç şansı yok.
to pig it : bir yerde rahat olmayan bir şekilde kalmak veya yaşamak.
The hotels in the town were full, so they had to pig it in an old
hut for the night.
Şehirdeki otellerin hepsi doluydu, bu yüzden geceyi bir kulübede
rahatsızbir şekilde geçirmek zorunda kaldılar.
to rabbit : konuşmak, sohbet etmek, dedikodu yapmak
The children have been rabiting since morning.
Çocuklar sabahtan beri konuşuyorlar.
 
nut : baş
The door is very low; mind your nut.
Kapı çok alçak; başına dikkat et.
T-English     :   You are pressing me very much in these days.
                           (Bugünlerde beni çok sıkıyorsun.)
                           Pearls from Ali Dinçel. - Ali Dinçel'den İnciler.
                           (Bu İngilizce'den sadece bizim öğrenciler anlar.)
 
Short Story
News with Words
News with Photo
News 1
News 2